:: Kozanoğlu : Kozanoğulları ::

 

Kozanoğulları, Antitoroslar da denilen Kozandağı'nda, yaklaşık iki yüzyıl derebeylik süren, kimi zaman komşu dere beylerle, kimi zaman Osmanlı Devletiyle çelişkiye düşen, dahası savaşan bir Türkmen oymaktır.

Kozan-Kozandağı Kozanogulları gibi ezgilerle türkülerde duyulan Kozandağı, Çukurova'nın kuzeyini kapsayan adı gibi dağlık bir yöredir.

Doğusu : Göksün
Batısı   : Yahyali Develi
Kuzeyi  : Tufanbeyli (yöresinin bir bölümünü alarak Zamanti ırmağına dayalıdır.)

Ormanlık da olan yörenin bütüne yakın yerleşikleri Varsaklardir. Çok dağlı, çok vadili oluşu nedeniyle, "kuz" denilen, güneş görmeyen gölgelik yerleri de çoktur. Yörede araştırmalar yapan folklorcu Ali Rıza Yalman, "kuz" un, Farsça çoğul eki "an" la birleşerek "Kuzan" adini aldığı görüşünde Prof. Faruk Sümer de görüşüne katılmaktadır. Yöreli olarak biz de katılıyoruz. Çocukluğumuzdaki yaşlılardan duyduğumuz da hep "Kuzan", "Kuzanoğlu" biçimindeydi. Ancak, 1928 yazı değişiminde "o", "ö", "u", "ü" sesleri veren Arapça'nın "vavi", "o" ile geçirildiğinden, Kuzan, Kozan oldu. Biz de Kozan demeye, Kozan yazmaya başladık. Kozan, şimdi bir ilçe merkezidir. 30 Aralık 1923 öncesindeki adı "Sis"ti. Ondan 58 yıl önce 1865'te Fırka-i İslahiye, Kozan sancağının  merkezi edince, Kozan'la ilk ilişkisi kuruldu. Anılan 30 Aralık 1923'te, İl Genel Meclisi'nin, Sis adini Kozan'a dönüştürmesi, ayni yıl Kozan ilinin  de kurulması ile, Sis adi unutulur oldu, yerini Kozan aldı. Böylece Kozan, dağdan ovaya indi.

Cevdet Paşa'nın, söylentilere ilişkin saptamalarına göre, Kozanogulları Gaziantep'in Kozan köyünden geliyor, Arıklı Varsaklarmin kedhüdasi oluyorlar. Yerli olmayanların yerlilere kedhüda olması  oldukça güçtür. Oymağın torunlarından Abdurrahman Münir Kozanoğlu ise, Kozanogulları adlı kitap ekinde, "koson" sözcüğünün aşınarak "kozan"laştığını belirtiyor. Bu görüş, kanımızca "s" ile ikinci "vav"ın değiştirilmesine dayanıyor. Zorlanarak "s", "z", ikinci vav da "a" ediliyor. "Koson" da zorlamalarla "Kozan'laştırılıyor. Oysa, "Koson"un doğrusu "Kusun" dur. Kusun adlı başka bir oymak da vardır.

Devlet arşivlerinde Kozanoğulları adı ancak 17. Yüzyıl sonralarında  görülüyor. İkinci Süleyman, 1690 Avusturya savaşında, yardım istediği oymaklar arasına Kozanoğullarını da katıyor. Daha önce görülmeyişi güçsüzlüklerini kanıtlıyor. Buna karşın, Abdurrahman Münir Kozanoğlu, anılan broşüründe dönemin ünlü ozanı Karacaoglan'in, Kozanoğulları'ndan korkarak Van'a kaçtığını yazıyor. Oymağının, önceleri de güçlü  olduğunu belirtmek istiyor. Gerçekte ise, ondan 18 yıl sonra bile güçsüzlükleri görülüyor. Üçüncü Ahmet, 1708'de "Saki" suçlaması ile,  ağalarını Niğde kalesine hapsettiriyor.

Güçlü dönemleri, Büyük Yusuf Ağanın 18. Yüzyıl sonralarında oymağın başına geçmesi ile başlıyor. 1778'de başlayan bu gelişme 1865'e dek sürüyor. Bu süre , yaklaşık bir insan yaşamı olması yanında, Emevi   devletinin yaşamına da denk sayılır. Ancak, güçlenince Kozandağı ile yetinmiyorlar. Çukurova'ya açılıyorlar. İmamoğlu ilçesi, Anavarza Kalesi, Ceyhan ırmağı eğmeci güney sınırları oluyor. Kars (Kadirli), Sis (Kozan)  sancaklarını da devletten ayırarak buyruklarına alıyorlar.

Ama devlet de boş durmuyor. Uzlaşık olduğu Çapanoğullarını üzerlerine saldırtıyor. 1783'te, Kozanogulları'nın Belenköy merkezi yakınlarındaki çarpışmada Çapanoğulları yeniliyor. Çapanoğullarının yenilgisi, gerçekte destekçileri devletin de yenilgisi oluyor. Her olayı kendilerine özgü dizelerle anlatan ozanlar, bunu da;

Çapanoğlunun kurşunu çatır patır
Kozanoğlu'nunki hiç saymaz hatır
Şu dağın ardında üç bin Çapanlı yatır
Yusuf beyim emme de atmış satır

dizeleriyle anlatıyor. 1817'de derebeyliği iki oğluna bölüştüren Büyük Yusuf Ağa, merkezi Belenköy olan Batı Kozan'ı büyük oğlu Sarı Ali' ye, merkezi Gürleşen olan Doğu Kozan'ı küçüğü Samur'a veriyor. Bölünüşten yararlanmak isteyen devlet, Belenköy'ü sancak merkezi, Sarı Ali'yi de o zamanki adi ile  kaymakam edip, sancak yöneticiliğine atayarak Ankara'ya bağlıyor.

Ürleşen yakınlarındaki yerleşenleri hep Ermeni olan eski adı Hacın, şimdiki adi Saimbeyli'yi ilçe merkezi, Samur Ağayı da o zamanki adıyla "müdür" edip, ilçe yöneticiliğine atayarak Maraş sancağına bağlıyor. Böylece, bir yandan daha da bölerek güçlerini azaltıyor, bir yandan da bütün halkı Ermeni olan Saimbeyli'ye Türkleri de yerleştirmeyi amaçlıyor. Ancak,  amacının sonuncusu gerçekleşiyor. Saimbeyli'ye Türkler de yerleşiyor. İslam Mahallesi kuruluyor. Hıristiyanlıktan dönenler de oraya taşınıyorlar.

Mahalle bugün bile adını koruyor. İlk iki amaçları gerçekleşmediğinden, yöreye devlet gücü sokulamıyor. Kozanogulları'nın Ağalıkları sürüyor. Devlete ne vergi, ne de asker veriyorlar. Üstelik, başka yerlerdeki asker kaçaklarının da sığınakları oluyorlar. Bir evi, bir eşeği, bir çift öküzü, iki keçisi ile ekecek bir yeri  olanları ağır vergiye bağlıyorlar. Asker olmak istemeyen halk, ağır vergilerine katlanmak zorunda kalıyor. Bölünmeden yararlanarak yöreyi buyruğuna almak isteyen devlet, Çapanoğullarını ikinci kez üzerlerine saldırtıyor. Büyük Yusuf Ağa dönemindeki yenilgilerinin de öcünü almak isteyen Çapanoğulları, saldırıların güçsüz sandıkları Samur Ağa üzerine yöneltiyorlar. Samur Ağanın yandaşları Avşarlar'ın yayla döneminde çıkan çarpışma, Tufanbeyli yakınlarındaki genel adı Göksu, orada Mağara Suyu denilen ırmağın  Katrangedigi kesiminde, Avşar ağırlığında sürüyor . Sürüsünü, Samur Ağa'nın ozanı Avşar kökenli Dadaloğlu, aşağıdaki dörtlüklerle şiirleştiriyor. Şiir, değişik yerlerde değişik biçimde bulunuyorsa da  biz, ünlü  halkbilimci Prof. Pertev Naili Boratav'm Paris'ten gönderdiği özel mektupta olanını sunuyoruz.

Mağara suyunda kavga kuruldu.
Öttü tüfek davlumbazlar vuruldu
Duydum Bozoklu' nün  beli kirildi
Bin atlıya yamaç ünü beylerin

Cadoglu geliyor bakin ilvana
Öttü tüfek seyreyleyin dumana
Uğrunda Avşar var sen seni Sina
Elden ele gider ünü beylerin

Küçük Hacı ile Göğ Ahmet geldi
Elaman vermedi hepsini kirdi Her
birine yetmez böyle beş ordu
İstanbul' a indi ünü beylerin

Ali Beyim attığını düşürdü
Cadoğlu'nun tedbirini şaşırdı
Mağaralı soyuntusun deşirdi Kanlı
gömlek oldu donu beylerin

Ali Bey' in oğlu Del'Osman Ali
Alayından zorbaz idi Zor Veli
Bağrını kursuna verdi Seyf Ali
Etten kale oldu cani beylerin

Yasa Dadaloğlum sen binler yasa
Cadoğlunu düşürdüler telaşa
Yaralının önü indi Maraş'a Necip
Pasa çifte çeksin tuğların

"İstanbul'a indi ünü beylerin" dizesi ile "Necip Paşa çifte çeksin tuğların" dizesi, Osmanlıların Çapanogulları'na desteğini tartışılmaz kılıyor.  Çapanoğullarının başarısı devletin de başarısı olacaktı, tersi oldu. Başarı yine Kozanoğulları ile yandaşı Avşarlar'da kalıyor. Dörtlüklerde adları geçenler de hep Avşar'dır. Kozanoğulları'nin böylesine güçlü dönemlerinde, Batı Kozan'da Ali Ağa'nın oğlu Mehmet, babasını yayla çadırında asarak öldürdü, yerine ağa oldu. Ama, Ağalıktan çok "Çadırcı Mehmet" sanı ile anıldı. Ağabeyini  öldürdüğü için yeğeni Mehmet'le bozuşan Samur Ağa, o dönemde Çukurova'yı yönetiminde bulunduran Mısırlı İbrahim Paşaya, yeğenini Ağalıktan düşürürse, bütün Kozanı kendisine bırakacağını bildirdi. Samur Ağanın isteğini işleme koyan İbrahim Pasa, Arap askerlerinden kurulu bir birliği Çadırcı üzerine yolladı. Atların kişnemesi,  nallarının sakırdamasıyla yollarda korku saçan İbrahim Paşa birlikleri, Çadırcı Mehmet'i korkutamadı. Dağ savaşlarının ustası Varsaklar önünde  beklemedikleri yenilgiyi alarak, gerisingeri kaçtılar. İlk yenilgiyi de Çadirci'nin Varsaklar'indan aldılar . Yenilgileri, Kozanoğulları ile anlaşamayan Osmanlıları da sevindirdi. Kozanoğlu yenilgisini sindiremeyen İbrahim Paşa ise, 1835'te Menemencioglu Ahmet Bey komutasında üç tümenlik birlik gönderdi. Menemencioglu Ahmet Beyin yazdığına göre , Mansurlu dolaylarındaki çarpışmada Çadırcı birlikleri yenildi. Sonuca sevinen İbrahim Paşa, yanına gelen Samur Ağanın oğlu Mehmet'e, "Menemencioglu, Kozanın bir ucundan girdi, bir ucundan çıktı" diye övündü. Bu olaylı günlerde Kozandağı'na gelen, Samur Ağanın da konuğu olan Fransız Hititoglu Charles Texier (Sarı Teksiye), Samur Ağanın konukseverliğini överken, "Yöreyi Mısırlıya sattı." diyerek de, eleştiriyor .

Dönemde çok hanımlılık modaydi. Kozanoğlu erkekleri de çok hanımlıydılar. Çok hanımlı olmasına karşın çocuksuz ölen Çadırcı Mehmet'in yerine, kardeşi Ömer, Ağa oldu. Ömer Ağanın Çadırcıya göre yumuşak olduğuna ilişkin kanıya Batılılar katılmıyorlar. Bunlardan Avustralyalı botanik bilgini Dr. Kotsch (Koçi), Adana'da Hasanpaşaoglu Abdülmennan Beyden aldığı mektupla Belenköy'e geliyor. Ömer Ağa'yı,  öldürttüğü altı kişinin başında sert konuşmalar yaparken buluyor. Korkarak bir çınar ağacının altında bekliyor. Ömer Ağa dışında kırk kişi daha sayıyor.  Kırk bir kişiden mektubu okuyan çıkmıyor. Çevirmenle konuşmak zorunda kalan Ömer Ağa, durumu öğrenince, "gidebilirsiniz" diyor. Dr. Kotschy ile  çevirmeni korka korka Maraş yolculuğuna çıkıyorlar .

Doğu Kozanda da Samur Ağanın ölümüyle yerine oğlu Mehmet  geçiyor. Ama, 7-8 ay yasayabiliyor. Küçüğü Yusuf, "Küçük Yusuf Ağa"  sanı ile ağa oluyor. Ancak, babasından Saimbeyli'yi (Hacın) yemlik alan kardeşi Hacı, İlçe merkezi Saimbeyli olduğundan, "Ağalık benim hakkim"  diyerek, Yusufçu düşürüyor. Düşmeyi sindiremeyen Yusuf da boş durmuyor. Topladığı yandaşlarla iki yil sonra Hacı'yı düşürüp Ağalığı  yeniden alıyor. Kozanogulları'nin bu çekişmesinden de yararlanmak isteyen Osmanlılar, 1851'de Çatalbaş Mustafa Paşa komutasında doğrudan kendi  birliklerini gönderiyorlar. Kadirli yolu ile Yagibasan'a varan Osmanlı birliği de, dağ savaşlarının ustası Yusuf Ağanın Varsaklarına yeniliyor.

Yenilgi sonrasında Kırım savaşı ile karşılasan Osmanlılar, savaş sonrasında derebeylerini yok etmek amacı ile Fırka-i İslahiye birliğini  oluşturdular. Çok donatımlı, çok yetkili Fırka-i İslahiye, Gavurdagi (Amanoslar) derebeylerini etkisizleştirerek, 1865 Eylülünde Kozandağı'na  geliyor. Doğu Kozan'da Küçük Yusuf Ağa, direnişini sürdürüyordu. Ozanı Dadaloğlu da;

Aşağıdan iskan evi gelince Sararıp da
gül benzimiz solunca Malim mülküm
seyfi gözlüm kalınca Kaypak
Osmanlılar size aman mı?

türü dörtlüklerle ona moral veriyordu . Ne var ki, Osmanlilar da Yusuf Ağaya aman vermemekte kararlıydı.  Batı Kozan ağası Ahmet Ağa da, Yusuf Ağaya özeniyordu ama, direnişi başlatamıyordu. O da, babası Ömer Ağayı indirerek Ağa olmuş, bir kaç ay  önce de üçüncü evliliğini yapmıştı. Üçüncü evliligi, Develi yöresine yayla yolculuguna çikan Kozan Hamamköyü'lüleri, Belenköy yakinlarındaki Düşmüş'te konaklayınca, Ahmet Ağanın "Dutma-Tutma"ları, Avanlar oymağından, amcasının oğlu Hasan'la nişanlı Emine adlı kızı görünce, Ahmet Ağaya, "Bu kızı kaçırma  Ağa!" diyorlar. Durumdan kuşkulanan erkek kardeşleri, Emine'yi sakliyorlarsa da, Ağalarından, "Nerdeyse bulun" buyruğunu alan "Tutma"lar, bulduklari yerde Derviş, Ibrahim, Ahmet adli kardeşleri öldürüp, Emine' yi de ağlatarak Ahmet Ağanın üçüncü eşi ediyorlar. Kardeşleri için ağıtı durmayan Emine, Fırka-ı islahiye, Ahmet Ağa'yı, Ahmet Paşa sani ile Kütahya Mutasarrifligina gönderirken, kaçmayi  başarıyor. Üç aylik Kozanoğlu hanımlığına son vererek, eski nişanlısı Avan Hasan'la gerçek evliliğini yapıyor, anne oluyor . Ahmet Ağa'ninsa, hiçbir hanımından çocugu olmuyor. Kendisini yakın tanıyanlardan Develi'li Kadir Ağa; "Avratları kisirdi" diyerek, Ahmet Ağaya toz kondurmuyor. Kültürel Durumlari Her yöreli gibi Kozandaglilarin da kendine özgü kültürleri var.

Varsagilari gibi argolari ile esprileri de ünlüdür. Dağlık oluşu, avcılığa özendirdiginden, atıcılıkları gelişiyor. Savaşlardaki başarıları da atıcılıklarından kaynaklaniyor. Esprileri arasinda, "Dağlar ıssız kalmasın diye, yaratılmışız" sözleri çok duyulur. Bir başka duyulan da, "Hallac-i Mansur geldiginde su dağları hep atacak" diyene,  "Hokka dağını da atacak mı?" diye, sorulur. "Atacak" yanıtına, "Çok kiriş kırar" denilir. Kozandağı'nin halkı gibi Kozanoğulları'nın da çogu günleri dağda belde geçiyordu. Onlar da avcıydılar. Böyle bir gün geçiren Küçük Yusuf Ağa ile kardeşi Hacı, Saimbeyli'nin Kalesekisi bağlarında karşılaşırlar. Bir meşe fidanı keserek karşılıklı çekişmeye başlarlar. Çekişe çekişe elleri kizarır, tuttukları yerdeki fidan kabukları soyulur. Yenişemeyeceklerini anlayarak bırakmak zorunda kalırlar.

İşte bu nitelikteki kişiler yörede  etkili bir derebeylik kurarak, halkı sürekli korku içinde bulundurdular.  Sıradan kişiler birbirleriyle konuşurken, biri, "Bey de ölür battal da ölür. iki eşekli abdal da ölür. Allah büyüktür, gün gelir Kozanoğlu da..." deyince, Kozanoğlu'nu çadır önünde görür. Ölür sözünü söyleyemez. Ama Kozanoğlu zorlayınca, öncekileri yineleyerek, "Kozanoğlu'da isterse ölür diyecektim, Ağam"  çarpıtmasi ile kurtulur . Birinde de, Kozanoğulları kendi aralarinda yol, su, dağ, bel konuşmaları yaparken, yine halktan biri, "Çepelce'nin suyu da iyi" deyiverir. Çepelce Imamoglu deresinin kaynagıdır. Konuşma yeri Belenköy'se, 80, Gürlesen'se, 100 km'nin üzerindedir. Kozanoğlu, bu sözü  söyleyene, "Destiyi al Çepelce'den su getir." der. Yola koyulan destili, ovaya indiğinde, "Nereye gidiyorsun? "diyene, "Kozandağı'nda bir bok yedim. Çepelce'de agzimi yıkamaya gidiyorum." yanıtını verir. Bu cezalandirma, Ağaların konuşmasına karışılamayacağı anlamında yorumlanıyor . Kozanoğulları'nın öteki derebeylerinden bir ayrılığı da, onlarda, oymak yöneticisine "bey" denirken, Kozanoğulları'nda "Ağa" deniliyor.  "Bey" sani, torunlarla yeğenler için kullaniliyor. Buyruklarinda çalışanlara "Dutma-tutma" diyorlar. Kapali ekonomiyi yürütüyorlar, alış verişlerini takasla yapiyorlardı. Para kullandıkları sanılmıyor. Firka-i islahiye komutanlarından Kurt İsmail Paşa, Kozanoğulları'nı kuşatma amacı ile Tufanbeyli'nin Doğanbeyli köyü yakinlarina konuşlandığında, askerinin yiyecegini yakınındaki değirmenden sağlıyor. Aldiklarına karşılık vermek istediği parayı, değirmen sahibi, para  kullanmadığı için, almak istemiyor. Ama, Kurt Ismail Paşa, zorla veriyor. Kimseye de parasız verme, diyor. Böylece, Firka-i islahiye, Kozandağı'na  yalniz devlet otoritesini degil, parayi da getirmiş oluyor. Durum bu iken, günümüz politikacilarından biri, dedesi için, "Benim dedem, Kozanoğulları'nın Maliye Naziri'ydi" diyebiliyor. Para kullanılmayan bir  yerde Maliye Bakanlığı olamayacağını, duyanların değerlendirdiklerini sanıyoruz.  Yine söylüyoruz. Kozanoğulları'nın "naziri" degil "dutmalari" yani uşakları vardi.


Avciliklarindan söz etmiştik. Küçük Yusuf Ağa, avcı arkadaşlarından  birine, "Kekliğin en tatlı yeri neresi?" diyor. "Kanadinin ucu" yanitini  alinca, "Nasil olur?" sorusunu soruyor. "Vurdugum kekliklerin başka yerini vermiyorsun ki, sadece kanadının ucunu veriyorsun. başka yerinin tadını biliyorum"  diyor. Ama, ölümüne ilişkin ağıtlari da en çok kanat ucunu alanlar yakıyor. Ölümü öylesine etkilemiş ki, Dadaloğlu gibi koçaklamacilar bile;

N'olaydı da Kozanoğlum n'olaydı
Sen ölmeden bana ecel geleydi
Bir çıkımlık canımı da alaydı
Böyle sensiz kalmasaydık cihanda...

diye ağlamaya başlıyor. Ama, arkasından da gene koçaklamaci oluyor .

Derviş Paşa gayri kına yakınsın
Böbürlensin dört bir yana bakınsın
Emme bizden gece gündüz sakınsın 
Öç alırız ilk fırsatı bulanda.

dadaloğlu söyler size adını
şimdiden yok bilsin hasmım kendini
bağlasalar parçalarım bendimi
yatacağım bilsem bile zindanda.

Diyor. Bu konuda özel araştırması bulunan Ahmet Özdemir, Dadaloğlu'nun şiirlerine başka şiirlerden karışmalar olduğu kuşkusundadır.
Genç folklorcularimizdan Halil Atılgan da, Kozanoğlu anonim agıtlarına  oyun-dügün türkülerinin karıştığını belirtmektedir. İki görüşe de katılıyoruz.
Ağıt niteliginde bulduğumuz dörtlüklerden bazılarını sunuyoruz.

Atlas içlik yeleğinde Cennet-i
ala dileğinde Öldürmüşler beyim seni
Su Kötünün beleninde

Bahçemizde öten kuşlar  
Bu kuşlar nerede kışlar
Ünü büyük Kozanoğlu
Kürk giydirir at bağışlar

Kara çadır eğmeyinen
Önü çapraz düğmeyinen
Kozanoğlu teslim olmaz
Beş bin atlı gelmeyinen

Çıktım Kozan'ın dağına
Bir göz attım otağına
Aşiretten imdat olmaz
Kaç kurtul Gavur dağı'na

Kir atim ürktü boşandı
Üzengi yere döşendi
Ne yatarsın Kozanoğlu
Kılıcı düşman kuşandı

Sürdürür atim sürdürür
Sürgüsü duman püskürür
Yiğitlerin şerefi cenk Hem
ölür hem öldürür

Kozanoğlu oturuyor
Beylik toplar atılıyor
Ne durursun Kozanoğlu
Kan gövdeyi götürüyor

Kara yağlıklar karası
Karıştı Kozan arası
Ağam kavgadan geliyor

Sol böğrü süngü yarası

Kozan' a eller Kozan'a
Akil ermez bu düzene
Öldürmüşler beyimizi
Yasak mezarın gezene

Yusuf Ağayi yakalatip öldürülmesine neden oldugu için, Metli  Hasan'a, köylüsü Himmetli'liler, bugün bile küfür etmektedirler . Dogu  Kozan'da Yusuf Ağa, bu acı sona uğrarken, Batı Kozan'da cinayetle evlilik yapan Ahmet Ağa, görevlendirildigi Kütahya mutasarrifligini bir süre sonra  bırakti. Istanbul'a taşındı. Sonuçsuz Son Girişimi "Paşa"lığı bırakip Istanbul'a çekilen Ahmet Ağa, 1877 Rus savaşını başlatan Yeşilköy Antlasması (Ayastefanos Muahadesi) sonrasında Istanbul'dan Anadolu'ya başlatılan göçe karışmak istedi. Keklik avlayacak  bir yer diledi. Savaş paniğinden yararlanarak, bıraktigi Kozan kültürüne geri dönmek, Ağalığını yeniden kurmak amacindaydi. Kozandağı kendisine  yasak oldugundan Konya verildi. O da, Konya kamuflesi ile Kozandağı yolculuguna çikti. Yolda topladigi yandaşlara, Kozandağı'nin etkili kişileri de katıldı. Kozan Tabur Ağasi Gençoğlanoglu Ahmet Ağa, Sis Zaptiye Komutani Vezir Ağa, Sis Müftüsü Halil Efendi ile Kardeşi Mustafa Efendi  (Senliklerden), Eski müftünün oglu Abdullah Efendi, Çeliklerden Şeyh Ali Efendi, Tavşanoglu kardesler, Saimbeyli Müftüsü Mehmet Tevfik Efendi,  Develi'den Müderris Ali Riza Efendi, Kadirli'li Karamüftüoglu Hazim Efendi, Sirkintili Karafakioglu, Ali Riza Efendi katılanlar arasindadir. Bu katılımlarla şimdiki Kozan Baraji alanında açilan savaşta devlet birliklerinin komutani Akif Paşaya yenildiler. Ahmet Ağa, yakalanıp yargilanarak Libya'ya, yandaşlari da Rumeli'ye sürüldüler. Bu olay da agita döküldü. Birkaç dörtlügünü sunuyoruz.

Ne yatarsın hecin gibi
Kara bıyığı sicim gibi
Ben ağlarım bas ucunda
Anan kızı bacın gibi

Odasında ağır masa Kalk
beyim konağı döşe Ne durursun
Ahmet Beyim Sis'e girdi Akif Pasa
Koyunu vurdum esmeye
Takatim yok bel asmaya

Ar değil mi Kozanoğlu Akif
Paşaya düşmeye bak
Ağanın yatağına
Kekliğinin öteğine Cümle alem
dökülürdü Kozanoğlu eteğine

 

Hemen belirtelim ki, Kozandağı kültüründe ezgiler yalniz agitlarla kalmiyor. Oyun-dügün türkülerini de içeriyor. 1926 yilinda, şimdiki adı Istanbul Belediye Konservatuvari, o zamanki adi Darülelhan müzisyenlerince notaya alinan ilk halk türküsü, "Kozanoğlu avdan gelir"  türküsü oluyor . 1936'da da Anadolu ezgilerini inceleyen Macar müzikologu Bela Bartök Macar ezgileri ile Kozandağı ezgilerini benzeşik  buluyor. Ikisi de Orta Asya kökenli olduğundan, benzeşik olmaları bize göre doğaldır.

Kozanoğlu Avdan Gelir (Aman)
Avını Elinden Alır (Oy Oy)
Buna Yiğit Kozanoğlu Derler Beyler (Aman Ben Yandım Aman)
Yiğit Ölür Namı Kalır (Aman)
Buna Kozan Beyi Derler (Aman Aman Ben Yandım Aman)
Yiğit Ölür Namı Kalır (Aman)

Kara Kavak Yıkıntısı (Aman)
Dallarının Döküntüsü (Oy Oy)
Kozanoğlu Düğün Tutmuş (Aman Aman Ben Yandım Aman)
Nerde Bunun Okuntusu (Yörü)
Kozanoğlu Düğün Tutmuş Beyler (Aman Ben Yandım Aman)
Hani Bunun Okuntusu (Yörü)

Kozandağlıların dil özgünlüğü bugün bile sürüyor. Yüzyılın başlarinda "En güzel en ince bize" diye, yaygınlaştırılmak istenen Istanbul  Türkçe'sine yüzyilin sonunda bile uyum sağlayamamış bulunuyor. Ana, baba, amca, dayı gibi adlar, Himmetli dolaylarında anacık, babacık, emmicik, dayıcık biçiminde söyleniyor. "Babacıktan biz gorkarmışık, değirmende döve döve öldüreceklerdi" diye bir de espirileri duyuluyor.  Kötün dolaylarinda başörtüsüne "keten" deniliyor. Keten, Karacaoglan'ın  dizelerinde de görülüyor. "Bu kez" Çaralan'larm dilinde "Bugaz", denli, iki "e" ile "deenli" oluyor. Ekilecek tohuma "biter" den bozma "bider" deniliyor. Anasi ile babasi ayri soydan ya da ayri dinden olanlara "çandir"  adi veriliyor. Arapça'nin "tipkisi" ile "ayni"si onlarin dilinde "cikla" dir. "Çikla babasi gibi" sözleri çok duyulur. Farsça'nin köftesi, özellikle çig yada mercimekli olani "sıkılan"dır. Sıkılarak yapildiği için işleviyle uyumludur. Damat ya da güvey yerine "özne" denir. Düğünlerde "Övelim  özne beyi" türküleri söylenir. Pencerenin adı "taka", vadinin adi "kışık"tır. Koyun sürüsüne "yoz" inek sürüsüne "sürek" denir.

 

Kozanoğulları, itaat altına alındıktan sonra İstanbul, Şam, Trablusşam, Yozgat Kayseri ve Sivas taraflarına sürüldüler.

çıktım kozanın dağına
karı dizleyi dizleyi
yaralarım göz göz oldu
cerrah gözleyi gözleyi

odasında terzi işler
küheylanı yeri dişler
ünü büyük koç kozanoğlum
kürk giydirir at bağışlar

hele kozana kozana
kozana destan yazana
kurban olayım olayım
küsüp de dağda gezen

karalı yağlık karası
adana kozan arası
ben öpmeye kıyamazdım
ağ döşü süngü yarası

hezerine üzerine
işık yağmış mezerine
kalk gidelim koç kozanoğlum
bin kıratın üzerine.


KAYNAK DIZINI
1-Ahmet Refik, Anadolu'da Türk Asiretleri.
2-Cevdet Pasa, Tezakir 21-29. Belgelisi.
3-Bela Bartök, Küçük Asya Türk Halk Musikisi.
4-Ener, Kasim; Tarih Boyuncu Adana Ovasina Bir Bakis.
5-Abdurahman Münir Kozanoğlu, Kozanogullan.
6-Menemencioglu Ahmet Bey Defteri.
7-Özdemir, Ahmet; Avsarlar ve Dadaloğlu.
8-Texier Charles; Küçük Asya.
9-Yalman, Ali Riza; Cenupta Türkmen Oymaklari 2
10-Yegenoglu, Çetin; Kozanca.
11-Belleten.

 
KAYNAK KISILER
1-Akçali, Ömer
2-Atilgan, Halil
3-Boratav, Prof Pertev Naili
4-Yazicioglu, Mahir
5-Yildirim, Lutfi
 

Domain/Website :